<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/13199864?origin\x3dhttp://hikio.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Pazartesi, Haziran 20, 2005

Bir İstanbul Hatırası ile Köprüyü Geçmek



Aynı şeydir aslında ikisi de, bilenler bilir. Fatih Akın' ın son şeysi. Ee güzelliği diyeyim artık ne bileyim isimlendiremedim.

Gerçi ben son haftasonu ziyaretimde geçe geçe modifiye galata köprüsünden geçebildim ancak ama olsun hatıralar sağlam çok şükür. İstiklal caddesi hep beraber üstüme yürüdü, ürktüm. Yağmurun dinmesini bekledim Aurora'yla beraber, sevindim. Ayağıma takılıp düşen bir çocuğun ağlamasını susturmaya çalıştım, üzüldüm. Bademli kapuçino diye bir şey öğrendim, içtim, beğendim. Ufak ama çok güzel şeyler bunlar neticede. Bir de İstanbul Hatırasına gittim elbet. Boşuna ondan açmadık lafı, anlatacağızdır, sabırdır, dır dır, bi dur.

Öncelikle film (film diyorum ne yapayım? sinemalarda oynuyor işte.) hakkında adam gibi birkaç yazı görmek isteyenlere yönelik bağlantılarımızı veriyoruz. Benim en hoşuma giden yazılardan birisi beyazperde.com dan Murat Emir Eren' in yazısı. Kendisine katıldığımı ifade ediyor ve ellerine sağlık diyorum. Diğerlerini de siz bulun canım, çaylar şirketten gerisine karışmayız, lütfen.

Filmi övüp göklere çıkarmadan önce şunu söylemeliyim ki bu yapımdan zevk almanız için müzik konusundaki önyargılarınızı yer göstericiye emanet edip, koltuğa öyle oturmanız gerekiyor sinemada. Filmde Replikas'tan, Müzeyyen Senar'a, Orhan Gencebay'dan, Keşan'daki bir roman düğününe kadar çok geniş bir müzikal zenginlik var. Eğer müzik konusunda Allah belasını versin onların diyebileceğiniz türler veya kişiler varsa zevk alamamanız olası, bunu bir söylemek lazım baştan.

Önyargılarınızı iki saatliğine de olsa birisine emanet edip o koltuğa oturduysanız, buyrun artık sinemalarda fazla görmeye alışık olmadığınız yolculuğunuza başlayabilirsiniz. (Dikkat yazının buradan sonrası filmle ilgili aşırı ipucuna girebilir -sıpoylır diyorlar sanırım-. Gerçi o görsellik olmadan fazla etkili olmaz ama yine de ben çok pis gazlandım söyleme abi ya deme potansiyeline sahip kişilikleri uyarayım dedim.)



Filmde birçok vurucu sahne mevcut: En başta anlatıcımız, Einsturzende Neubauten’in basçısı, Duvara Karşı'dan Fatih Akın'ın kankası Alexander Hacker tam bir sempati, karizma ve gönül adamı. Baba Zula' ya basçı olarak da katılıp boğazda tekneyle yaptıkları olay tam bir görsel şölen. Özellikle sonlarda gösterilen, şafakta çekilmiş kısımlar. Ceza'nın takdir toplayan, hızlı konuşma rekoru kırabileceğini düşündüğüm performansı ve hemen arkasından, Jimi Hendrix sever babasının "langır lungur konuşuyorlar" yorumu, üstüne kızkardeşinin de rap yeteneğini sergilediği bölüm. Orhan Gencebay'ın 38 yıllık sazını bir bas gitar edasıyla çaldığı hatasız kul olmaz yorumu, Müzeyyen Senar'ın eski toprak ekibiyle beraber resmen gazinoların en şaşalı döneminden çıkıp gelmiş harika performansları. Hamamın mükemmel akustiğinde Aynur Doğan'ın inanılmaz güçlü sesiyle bir ara kulak zarıma kastederek söylediğini düşündüğüm kürtçe ağıt. Selim Sesler'in arkadaşlarıyla Keşandaki bir fasılda çaldıkları müzik ve herkesin birer birer solo atışı...

Tüm bunların yanında bir şey daha var ki ben hala orada kaldım. Filmde en çok yer alanlardan olan siya siyabend isimli, genelde istiklalde takılan sokak müzisyenlerinden kurulu grubun, boğaz manzarasına karşı, iki gitar ve bir de elde esrarla söyledikleri şarkı. Halen bilemiyorum ne olduğunu ama o umursamaz tavrın altından çıkan ses ve müzik öyle yakındı ki hala aklımda. Sözleri de şöyleydi hemen hemen: Hiç hiçbir şey bilmiyorlar, görmek istemiyorlar. Şu cahillere bak, dünyanın sahibi onlar. Onlardan değilsen sana zalim derler Hayyam dostum. Gerçi sözlük sağolsun sayesinde bazı kayıtlarını bulabildim ama o şarkı yok ne yazık. Doğaçlama söylediği parçalar ve Jim Morrison'vari tavır ve sözleriyle grubun vokalisti Bizon Murat gerçekten enteresan bir kişilik.

Hiç sevmediğin şey yok mu kardeşim diyeceksiniz. Var elbet olmaz mı? Ne kadar geniş olursa olsun sonuçta bu görülen ve dinlenenler İstanbul müziğinin yarısı değildir naçizane kanaatimce. Çok çok daha çeşitli olmalıydı ama o zaman da sıkıcı olabilirdi. Neticede bir kurgu söz konusu her ne kadar yapımın belgesel kimliği de olsa. Ve elbette ki onca çeşidi böyle bir süreye sığdırmak sorun olurdu.

"Yok anacım ağır gelir bize öyle belgesel melgesel. Kafam kaldırmaz şimdi. Yok mu şöyle çitos tadında bir seyirlik?" derseniz onu da yanıtlarız. Araştırmacı bloggerınız bu konuya da el attı ve Bay ve Bayan Smith filmini haftanın en kolay hazmedilebilen ama aynı zamanda açlık hissi de yaratmayan filmi seçti. Buyrun izleyin. Bak yüz küsür milyon dolar vermiş adamlar. Yanına iki harikulade yaratık koymuşlar. Yetmemiş bir de aşk dedikodusu çıkartmışlar. İzleyin canım kötü değil bak hakkaten diyorum yahu.

Salı, Haziran 14, 2005

HikiO bizi Operaya götür!

Opera 8.0

Böyle buyrun efem lafı mı olur. Bu aralar bir firefox fanatikliğidir giderken ben de biraz favori browserımın reklamını yapayım dedim.

Kendisiyle ilk önce Sony Ericssonun P800, P900 ve P910 vs. tarzı Uiq cihazları için de ürettikleri opera for mobil ile tanıştık. Telefon usbden veya kablosuz olarak bilgisayara bağlıyken, bize dahi sormadan gprs yerine adsl veya çevirmeli bağlantıyı kullanma gibi çok ince detaylara sahip bu küçük canavar öyle hoşuma gitti ki sonunda yıllardır adını duyduğum fakat bir türlü eski çöplüğümü bırakıp öğrenmeye üşendiğim operayı bilgisayarıma kurdum. Başka türlü alışamayacağımı bildiğimden eski çöplüğümün bütün kısayollarını elimin altından kaldırdım. İlk başlardaki olağan yadırgamanın ardından aslında o kadar zamandır ne büyük eşeklik ettiğimi keşfetmem uzun zamanımı almadı gayet tabi.

Nedir yani altı üstü sayfa göstermiyor mu kardeşim hepsi denecektir bir kısım kullanıcı tarafından elbet. Ben de size derim ki kardeşim şu dünyada nedir en değerli hazineniz? Hayalinize sığmayacak kadar paranız olsa onunla yine de satın alamayacağınız o önemli şey nedir kardeşim desem iki dakka durur ne diyo olm kafayı yedi bu nereden nereye geldi dersiniz biliyorum. O yüzden konuyu fazla dağıtmadan cevabınızı hemen veriyorum. Zamandır arkadaşlar. Bu ölümlü dünyada bir insanın en büyük hazinesi zamandır ve parayla satın alamayacağı bu hazineyi daha değerli kullanabilmek için ne gerekiyor ise bir insan onu yapmalıdır. Oh be bağlıyoruz galiba nihayetinde.

Operanın sağladığı kolaylıklar bu noktada kendisini gayet güzel gösteriyor arkadaşlar. Öncelikle kullanımı gayet kolay olan wand isimli şifre yöneticimiz var.

Wand

Kullanıcı adı ve şifre yazmanız gereken bir siteye ilk girişinizde size şifrenizi saklamak isteyip istemediğinizi soruyor. Daha sonra aynı sayfaya girişlerinizde wand aracına basarak şifre veya şifrelerinizi tek tıklamayla girmiş oluyorsunuz. Tek yan etkisi uzun süreli kullanımlarda şifrelerinizi unutabilme ihtimaliniz, aman dikkat.

Bu şifre yöneticisi zaman kazanımı için önemli bir adım elbet ama opera bu konuda yalnız değil. Firefox zaten bünyesinde böyle bir şifre yöneticisi barındırıyor. Internet explorer ve diğer tarayıcılar için de bu tip bir çok şifre yöneticisi piyasada mevcut. O zaman nedir operayı özel yapan diğer artılar?

Benim en hoşuma giden ve en çok alıştığım özellik mouse gestures özelliği. Operayı tasarlayan amcalar yahu ileri veya geri gitmek gibi çok sık yaptığımız işlemleri nasıl yapsak da daha hızlı ve kolay yapılabilir hale getirsek diye düşünmüşler ve ortaya mouse gestures u çıkarmışlar. Bu sayede mouseun düğmeleri ve hareketleriyle yapılan bazı kombinasyonlar sayesinde sayfalar arasında gezinmek çok pratikleşmiş. Örneğin bir önceki sayfaya gitmek için mouseun sağ tuşuna basılı tutup sol tuşa bir kez basıyorsunuz ya da ileri gitmek için sol tuşa basılı tutup sağ tuşa bir kez basıyorsunuz (sağ tuş basılıyken mouseu sağa da sürükleyebilirsiniz). İlk başta alışması zor gibi gelse de kısa sürede alışılıyor ve alışıldığında bilgisayarım penceresinde bile geri gitmek için sağ tuşa basılı tutup sol tıklamaya başlıyorsunuz. Sayfada bulunan bir ikona tıklamak her ne kadar kolaymış gibi gelse de, aynı gün içerisinde yüzlerce kere ufak bir kutucuğu her seferinde nişanlamak düşündüğünüzden büyük bir külfet olabiliyor. Bunu mouse gestures u kullanmaya başladıktan sonra farkettim.

Bu kadar değil elbet. Opera sayesinde bookmark olayına da vakit kaybı olarak bakmaya başlayabilirsiniz. Bir menü açmak ve o menü içerisinde aradığınızı bularak tıklamak, yerini bir butona tıklama kolaylığına terk ediyor artık.

Opera Kısayolları

Operada gezmekte olduğunuz sayfanın adresini sanki bir nesneymiş gibi tutup herhangi bir toolbara bırakabiliyorsunuz ve bıraktığınız yerde bir kısayol kutucuğu oluşuyor. Bu kadar.

Artık yapmanız gereken sürekli ziyaret ettiğiniz sayfaları üst kısımda boş yeri bulunan toolbarlardan birinin üzerine sürükleyip bırakarak kısayollarını oluşturmak, şifre ile girdiğiniz sitelere birer kez girerek şifreleri şifre yöneticisine kaydetmek. Sonra ise kısayollardan ardı arkasına açtığınız sayfalara şifre yöneticisine tek tıklayarak girdiğiniz şifrelerinizi kolayca girmek ve mouse gestures ile sayfalar arasında ışık hızında dolaşmak. Bir de adslniz varsa ard arda 10 sayfayı ne kadar kısa sürede gezebildiğinize şaşıracaksınız. Dediğim gibi biraz alışkanlık gerektiriyor başta ama sonuç gerçekten buna değiyor.

Eksileri yok mu? Elbette var. Birçok eksiği var ve bunlar için yamalar indirip kurmanız gerekiyor. Bazı sayfalardaki kodlar da maalesef internet explorer veya firefox düşünülerek yazıldığı için güzel sonuçlar olarak çıkmıyor karşınıza. Böyle durumlar için elinizin altında diğer tarayıcıların da bulunması yararınıza oluyor elbet. Ancak sürekli ziyaret ettiğiniz ve görünümünde bir kayıp olmadığını bildiğiniz siteleri ziyaret için zamanı operadan daha iyi kullanan bir gezgin bulamazsınız derim.

İdeal gezgin program mı? Üzgünüm ama sanırım opera, firefox ve evet maalesef internet explorer üçlüsünün beraber kullanımı. Hızın tadını yaşayın, eklentilerle eğlenin ve bütün sayfaları hatasız görün diye.

Pazartesi, Haziran 13, 2005

H2Oistory



Ne gerek var şimdi bilmiyorum ama blogda yapılan değişiklikleri yorum olarak yollayacağım bir ileti bulunsun istedim elimin altında. Uğraşıp duruyoruz template ile deliler gibi, bari bi kaydı kuydu olsun canım değil mi. Parayla değil ya post yollamak. Haydi hayırlı olsun bu post da.

Pazar, Haziran 12, 2005

şenlendireceğiz camiayi elbet...lakin bilahare...

eveeet... sevgili(!) arkadaş the acemi blogger olarak biz de girelim camiaya, elimizden beynimizden, içimizden ne geçerse dökelim dedik kelimelere naçizane... ancak işhayatsal bir takım gereksiz sorun ve sıkıntılar yüzünden, geçici bir süre için hizmet dışı olduğundan beynimiz ve elimiz ve içimiz, biraz vakit alacak gibi görünür camiaya katılmamız... yine de adım atar atmaz pek bir anons edilmişiz, tebriklerimiz bile gönderilmiş adımıza, gurur duymuşuz, gözlerimiz yaşarmış, bir ses vermezsek olmaz dedik, ses verelim dedik HikiO denen sevgili(!) insana... bekleyiniz beni efenim. geleceğim üç vakte kadar, saygılar...

Camia şenleniyor.

Evet iyi hoş böyle evde yayıla yayıla blog yazmak ama nereye kadar sorarım sizlere nereye kadar? Yarın yine eski iş, güç temposuna dönünce bu kadar sık gönderebilecek miyiz postları bakalım? E ne yapmak lazım o zaman? Güçleri birleştirmek değil mi? O nedenle ne yaptık yazar kadromuzu genişlettik. Bundan böyle blogumuzun iki yazarı var. Benim sevgili(!) arkadaşım olan Aurora da bundan sonra yazılarıyla bizlerle birlikte olacak. Kendisini tebrik ediyor ve bol postlar diliyoruz. Bir diğer arkadaşım Kelime-i Sadet de yeni ikametgahında blog hayatına başlamıştır, duyurulur. Kendisinin tebriği adresine bilahare yollanmıştır. Bu arada, bana ve diğer yazarlara kabuklu yemiş atmak yasaktır arkadaşlar, bilginize. Kalın sağlıcakla.

Cuma, Haziran 10, 2005

Sinir Oluyorum!

Şu kızlar konusunda şunu şöyle yapın iyi puan kazanırsın bunu yaparsan kral olursun tarzı tavsiyeler veren dergilere sinir oluyorum. (Yok bu örneği kastetmedim bire bir. Etsem burada reklamını yapmazdık di mi? Gerçi bunun içinde de var öyle konular ve bu örnek tetikledi beni ama benim kastım daha çok gerçek dergiler aslında. Ellerine sağlık şık olmuş arkadaşların dergisi, hayırlı olsun.) Yatarak televizyon izliyorum şu an demek yanlışmış hep meşgul görünecekmişiz, sabunun üzerinde kıl bırakmazsak 1 puan kazanacakmışız, terkedince arkadaşlarına onu övecekmişiz ama uyuşmadığımızı da ekleyecekmişiz ki aradan 2-3 ay geçecek ve biz onu arayabilecekmişiz. Ee sonra? Nereye gidecek bu artı puanların sonu? Nedir olayın goal ü arkadaşlar? Sex midir evlilik midir nedir derdiniz anlamadım ki ben sizi. Sex diyorsanız zaten sabundaki kıla kadar olay gelmiş. Sex dert edilecek birşey olmaktan çıkmış gibi duruyor, niye hala puan peşinde koşuyoruz? Evlilik diyorsanız nereye kadar devam edecek kasılmış kalmış elektrikli sandalye mahkumu vaziyetleri sorarım size. Kaç vakte kadar kendimiz olalım ne dersiniz aydınlatın bir hele. Her olaya da bir pratik yaklaşımları yok mu daha bir sinir oluyorum arkadaş. Dur bakıyım bulurum ben biraz daha sinir olacak mevzu.

Çarşamba, Haziran 08, 2005

Ucuz Yüzüğün Efendisi Çok Olur

Dün gece bir yüzüklerin efendisi daha geçti televizyon ekranlarından. Kralın Dönüşü daha önceki bölümlerin uğradığı akibete uğrayarak verildi Kanal D tarafından. Önceki bölümü bir hafta gibi uzun denemeyecek bir süre önce aynı kanalda izlemiş olmamıza rağmen yine hakim olamadık sinirlerimize. Reklam aralarında dahiyane bir şekilde önce RTÜK ün kurallarına uyması niyetiyle konulduğunu düşündüğümüz üst köşede bu bir reklamdır yazan ibareye sahip reklamlar geçidi, ardından reklam cingılı ve yukardaki yazının kaybolmuş haliyle ikinci posta reklamlar, ardından ikinci bir reklam cıngılıyla yazının geri gelmesi ve bu reklam arası reklam çıldırtıcılığının yanında yine geçen haftadan alışık olduğumuz ancak bu sefer daha akılda kalıcı sahnelere uygulanan kesme işlemleri. Gondordan rohana gönderilen imdat çağrısı dağlar, tepeler, ovalar, nehirler aşacak diye umarken ulaaan meğersem hemen komşu dağın ardıymış at efendilerinin yurdu dedirttiler ilk kez izleyenlere. Gimli ile legolasın diyaloglarını fazla bulmuş olacaklar ki aragornun ölüm vadisine girme kararının arkasından gimli ve legolasın da bırakmayız abi, valla olmaz, ölümü gör tarzı cesaret repliklerini yine kurban verdiler reklamlara. Ayıp ettin Peter Jackson abi. İnsan bir danışır yapmadan önce ne kadar uzatayım bu filmi diye. e iş var, güç var, insanlar işe yetişecek ertesi gün değil mi. Böyle kesiverirler adamın filmini işte.

Creative Commons License
This work is licensed under a
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 2.5 License.