<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/13199864?origin\x3dhttp://hikio.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Çarşamba, Eylül 28, 2005

Büyük Araştırma!

Biliyorum ki böyle bir başlığın altından yine ne gibi bir zibidilik çıkacak acaba diye merak ediyorsunuz. Ancak ne yazık ki bu kez sizleri hayal kırıklığına uğratmak zorundayım. Söz konusu olan kanlı, canlı, gerçek bir araştırma. H2Osfer olarak yıllar yılı akıllarda yer etmiş bir inancı araştırma konusu yaparak açıklığa kavuşturmanın kıvancını sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili blog okuyucuları.

Eminim birçoğunuzun aklına bir kez olsun takılmıştır daha önce. "Yahu bu politikacıların bunca yıl iktidarda olmak için sürekli çaba sarfetmelerinin, bu kadar hırs sahibi olmalarının sebebi nedir acaba? Bunların çocukları da olmuyor. Kesin bütün yaşama enerjilerini bu işe adıyorlar, sonra iktidardan olunca da hayatlarının amacını kaybediyorlar. Bak işte Ecevit, işte Demirel. İkisinin de çocukları yok." Demediniz mi yani? Demediyseniz devamı da pek ilginç gelmeyecektir size. Şimdiden söyliyeyim, vaktinizi harcamayın daha fazla.

İşte yukarıdaki düşünceden hareketle başladım başbakanlarımızın eş ve çocuk durumlarını araştırmaya. Sonuçta beklenen çıkmadı. Yukarıdaki iki isim dışında çocuk sahibi olmayan tek başbakanımız Refik Saydam'mış ki o da bekar olduğundan bu sonuç gayet normal sanırım. 25 farklı başbakan arasında sadece 3 tanesinin çocuğu yokmuş. Yani oran %12.



Araştırmacı bloggerınız elbette bu kadarıyla yetinmedi ve tek emsal bizim başbakanlarımız olmasın, dünyadaki diğer ülkelerden de bir örneği irdeleyelim diyerek, erişim kolaylığı nedeniyle Amerikan başkanlarının da araştırmasını yaptı. Acı gerçekle bir kez de orada karşılaştı ve 43 farklı Amerika başkanı arasında yine çocuğu olmayan 3 başkan buldu. Üstelik tesadüf eseri yine bunların 1 tanesi bekardı.



Amerika başkanları arasında yaptığım araştırmadaki ilginç bir durum ise bizde bulunmayan first lady kavramı ile ilgili. Başkanın eşi olarak bildiğimiz bu durum aslında sadece başkanların eşlerine özgü değilmiş. 1885 yılından önceki başkanlarda dul veya bekar olan başkanların first ladyleri kızları, üveykızları, kızkardeşleri ve hatta yeğenleri olmuş. Yani eşi olmayan başkanların bile first lady ünvanını alan birer yakınları olmuş. Buradan da anlıyoruz ki first ladylik başkan eşliği değil bir ünvan, bir nevi yetkisiz kraliçelik durumuymuş.



Diğer bir ilginç nokta ise Amerikan başkanlarının çocuk sayılarının başbakanlarımızın çocuk sayılarıyla karşılaştırılması sonucunda kendini gösterdi. Çok çocuklu bir aile yapısına sahip olduğunu sandığımız ülkemizin başbakanlarının çocuk sayısı en fazla 5 iken, bu sayı Amerikan başkanlarında 15 i bile görmüş durumda ikinci grafikten de görüleceği üzere.

Dip not 1-) Merak ederseniz başkanların eş ve çocuk durumlarının ve kaynakçanın yer aldığı excel dosyasını buradan indirebilirsiniz.

Dip not 2-) P. Araştırmayı neden yaptığımı sormayı da nereden çıkardınız? Gazetelerde "yapılan bir araştırmaya göre" diye başlayan haberleri sorguladınız mı ki hiç? Esti işte.

Perşembe, Eylül 22, 2005

Tübitak


"Tübitak'ta görevli bir bilim adamı, onun iki asistanı, temizlik görevlisi ve çaycı"dan müteşekkil bir ekipten ne kadar hikaye çıkartılabilir? Emrah Ablak kemiksiz 129 sayfa çıkarmayı başarmış. Bazı hikayeler var ki biraz uğraşılsa rahatlıkla birer tane sitcom bölümü çıkartılır. Albümün bir oturuşta soluksuz okunması salık verilir naçizane tarafımca.
Sen beni yardın ya Emrah Ablak, Allah'da seni yarsın.

Bir daha çal Thom!

Where i end and you begin dinliyorum Radiohead'den. Hatta playlistteki diğer tüm şarkıları sildim ve sadece onu dinliyorum. Daha da ne kadar dinlerim bilmiyorum ama bir süre daha bu böyle devam edecek.

Neden acaba insan bir albümü dinlediğinde ilk başta dikkatini çekmeyen parçalar, zaman geçip o albüme tapmaya başladığında birden en sevdiği parçalar olur ve albümü ilk dinlediğinde sevdiği parçalar daha az dinlenir artık? Bir nevi albümün suyunu çıkarma durumu mudur bu? Aldığın zevki son damlasına kadar yaşayabilme güdüsü müdür?

Peki neden bu olay Radiohead albümlerinde bu kadar sık olmaktadır? Creep' in nakaratına girerken elektro gitarın ben geliyorum deyişine hayran olmadık mı hepimiz en başta? Ya da Paranoid Android değil miydi bize üst üste kendisini dinleten? Let Down, Karma Police veya No Suprises arasında kaçınız seçim yapabilirdi OK Computer'ı dinlemeye başladığı zamanlarda? High and dry, Idioteque, Knives out, 2+2=5, There there kaçınıza sesini duyurdu da sevdiremedi kendini?

Onlarca kere dinlendi hepsi de, sonra yavaş yavaş albümlerdeki diğer parçalara kulak kabartılmaya başlandı, bir taraftan da internetten bulunabilen bütün canlı performanslar indirilmeye başlandı. Sonuçta ilk dinleyişte kendini sevdiren parçaların yanlarına ekleniverdi diğer şarkılar da hatta onlardan çok dinlenir oldular. Blow out, Blackstar, Lucky, I might be wrong, Like spinning plates, Life in a glasshouse, Scatterbrain oldular birer birer.

Ve geldiğimiz noktada Where i end and you begin i defalarca dinler olduk. Daha dinleriz de icap ederse. Bitmez sevgimiz o kadar kolay. Ama sen yine de "Birşey söyle Thom"* !


Özledik.


Salı, Eylül 13, 2005

Var işte makinelerin ruhu!


Efenim her ne kadar muhterem makine mühendisimiz Hikio beyefendi görüşümüze katılmasalar da, ısrarcıyım bu savımda. Yanlış da anlaşılmasın, mesleki bilgisine, deneyimine saygımız sonsuz... Ama ben de bunca yıllık çeşitli alet edavatla (bilgisayarından saç kurutma makinesine, hesap makinesinden cep telefonuna ve hatta çekice kadar) olan naçizane münasabetim sonucunda vardığım, hatta bazı arkadaşlarla "evet evet kesin böyle" dediğimiz kanaatimi değiştirmeyeceğim, hatta işbu vesile ile cümle aleme duyuracağım. Neyse efendim sadede gelelim ve tekrardan, dan diye yapıştıralım iddiamızı şapşal paparazzi programlarında ekrana yapıştırılan cümlecikler gibi: "Makinelerin ruhu var!"... Yoksa nasıl açıklarsınız ki işyerinde izne çıkan, bilgisayarını size emanet eden kişinin bilgisayarına oturur oturmaz aletin kararıvermesini? Ya da evden uzakta olan annenin değil de sadece sizin parmağınız bastı düğmesine diye çamaşır makinesinin trip yapıp resmen sahibini yadırgamasını? Ya da sırf arkadaşlarla geyik yapalım, çet eyleyelim, iki e-mail yazalım diye oturduğumuzda tıngır da mıngır çalışan bilgisayarın, kasınç bi ödevi yazmak amacıyla "allah kahretsin nasıl bitcek bu ödev sabaha kadar" şeklindeki negatif enerjiyle yüklüyken başına oturduğunuzda sürekli kilitlenip, allahın wordu gibi basit bi programın bile göçmesini çökmesini? Ya da "allaam ne kadar yorgunum, eve gidip kendimi sıcak sulara ıslayayım, duşa bir girip bir daha çıkmayayım" isteği ile girdiğiniz duşta kombinin sırf size gıcık olsun diye duruvermesini? Üstelik acele de etmezsiniz, işinize şeytan karışması ya da söz konusu aletin elinize dolaşması için sebep yoktur. Hatta aletlerin bu "huyunu" bildiğiniz için -varsa- negatif enerjinizden de sıyrılıp "hanimiş de canım çamaşır makinnemmiş" diyerek tümm şirinliğinizle yanaşırsınız ama yine de yadırgar işte sahibini makine. Yine de sanki günün birinde, arada bir de olsa "ulan şu zımbırtılar olmasa da daha doğal, huzurlu, sade bi hayat yaşasak, bunca şeye ihtiyaç duymasak" diye içinizden geçirdiğinizi hissetmiş gibidir makine ve "var işte bana ihtiyacın, bensiz bir hiçsin sen, dur bak süründüreyim seni de gör, ni ho ho haaa >:)" der gibi çaat diye kopar gider, ya garip sesler gelir çalışmaz olur, ya da simsiyah bi erkranla başbaşasınızdır. Ve the end dir...

Creative Commons License
This work is licensed under a
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 2.5 License.