<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/13199864?origin\x3dhttp://hikio.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Salı, Şubat 21, 2006

Alıntı!

Aşağıdaki iki haber bu ayki Focus dergisinden* alınmıştır.

1-) 2006'nın Teknoloji ve Bilim Falı
Body Area Network (BAN)


Tedavi amaçlı vücuda yerleştirilmiş cihazlar da diğer herşey gibi kablosuz teknolojiye uyarlanıyor. Zarlink semiconductor'ın geliştirdiği bedene yerleştirilebilen yeni anten çipleri, kalp pilleri ve işitme cihazlarında kullanılmaya başlayacak. Çevredeki baz istasyonlarına veri gönderip komut alabilen BAN çipleri...

2-) Gen Cerrahisi

Tıp biliminde antibiyotiklerin keşfini izleyen en büyük gelişme olarak kabul ediliyor. Gen cerrahisi, kanser veya aids gibi ölümcül hastalıklardan sorumlu genleri devre dışı bırakarak hastalıkları nasıl tedavi ediyor?...

Bu haberlerin bir önceki yazı ile epey ilgili olduğunu düşündüm. Her ne kadar henüz vücuda bağlı ağların zihin gücüyle kontrol edilmesinden ya da genlerimizi her istediğimiz şekilde değiştirebileceğimizden bahsetmese de bu konudaki gelişmelerin benim tahminimden bile hızlı olacağını gösteriyor.

Çarşamba, Şubat 01, 2006

Aa Hayatın Anlamını Buldum! - 2

(Diğer yazılar için: 1 - 3)

Hayır, iyiyle kötünün hikayesini henüz yazamadım. Bu sefer konunun başka yönlerini düşüneceğiz. İlk yazı zamandan bağımsız, gen davranışlarıyla ilgili fikir yürüten bir genelleme idi. Bu yazıda ise gelecekte neler olabileceğine dair kafa yoracağız.

Bir önceki yazımızda genlerimizin üzerimizde mantığımızdan daha baskın bir yönlendirmesi olduğundan bahsetmiştik. Hayatımız genlerin istediklerini temel alıyor fakat aklımız tarafından yürütülüyordu. Peki yaşam amacımız sadece genlerin istekleri üzerine kuruluysa, aklımız neden var? Öyle ya, yaşamını bilinç olmadan sürdüren birçok örnek var. Hayvanlar ve bitkiler gibi.

Bunu anlamaya çalışmak için elimizdeki verilere bakalım. İlkel yaşamından itibaren sürekli gelişme göstermiş bir insanlık. Sürekli yaşamını kolaylaştıracak buluşlar peşinde koşmuş ve günümüzde inanılmaz hızlı gelişen teknoloji çağıyla en üst noktasına ulaşmış. Hiç gerilememiş, sürekli yeni ilaçlar bulmuş kendisini iyileştirecek, makineler yapmış işini kolaylaştıracak. Bir sürü savaş, kıtlık, afet görmüş ama hiç gerilememiş bu gelişme.

Peki gerçekten böyle midir acaba? Her gün gazetelerde inanılmaz buluşlar gördüğümüz, bilgisayar işlemcilerinin hızlarının her yıl ikiye katlandığı bu dünyada gerçek amaç insanlığın rahatı mıdır? Artık bilgisayarların kablosuz haberleşebildiği, beyinden görüntü alma çalışmalarının yapıldığı**, cep telefonlarının yakın zamanda insan vücuduna entegre olmaya başlamasından bahsetmenin bilim kurgu olmaktan çıktığı bir çağdayız. Amaç nedir? İnsanların yataktan kalkmadan yaşadıkları bir dünya mı? Teknolojinin yararlarından bahsedildiğinde ilk başta insanlığın hayatının kolaylaşması sayılır ama kim acaba buluşlarını bu duyguyla yapıyor? Ucunda para kazanmak olmasa, buluşların da sonu gelir diyebilir miyiz?

Bence diyemeyiz. Çünkü insanoğlu bütün bu gelişmeyi çok daha farklı bir güdüyle gerçekleştiriyor. Daha fazla ve süratli haberleşen, daha fazla birlik olmuş, daha gelişmiş yeni bir yapı inşa ediyor. Aynı tek hücreyle başlayan yaşam gibi. Hücreler giderek daha karmaşık birliktelikler kurarak güçlerini arttırır, diger tek hücrelilere karşı üstünlük sağlarlar. Bu genlere kazınmış bir varoluş bilgisidir. Daha güçlü olacaksın! güçlü yapı içinde görev bölümü yapılarak hücreler yeni görevler alır. Bu görevleri yapabilmek için evrim geçirirler. Her gerekli şart sonraki nesillere aktarılır ve gerekenin yapılması için gerekli evrim sağlanır. Sonuçta bitkiler, hayvanlar gibi gelişmiş yapılar oluştururlar. Yeni yapı artık eski tek hücreli yaşamı için endişe etmez ancak önünde yeni tehlikeler vardır. Diğer gelişmiş yapılar. Onlardan güçlü olabilmek için yeni ve daha güçlü yapılar inşa etmelidir.

İnsan aklı burada devreye girer. Artık insan türü diğerlerinden üstündür. Onları kontrolü altına alabilecek güce aklı sayesinde sahip olabilmiş, onlardan endişe etmesine gerek kalmamıştır. Belki de bu yeni yapı ona daha karmaşık ve gelişmiş başka bir yapı kurmasını sağlayacaktır.

Bu noktada biraz hayalgücümüzü zorlayalım. Yukarıda saydığımız teknolojik gelişmeler, yani kablosuz veri iletişimi, beyin ile elektronik haberleşme imkanı ve vücuda monte edilmiş iletişim araçları gibi yenilikler tek başlarına yeterince heyecan verici iken, bütün bunların hep beraber uygulanabildikleri günleri hayal edelim;

Çocuklar doğduktan belli bir süre sonra operasyon geçiriyor ve gözlerinin içinde kamera*, kulaklarının içine ses vericisi*
ve ağızlarına mikrofon takılıyor. Vücutlarına yerleştirilen ve beyin tarafından komut verilebilen** mini işlemci sayesinde
bu cihazların hepsini düşünce gücüyle kontrol edebiliyorlar. Bu işlemcinin sahip olduğu kablosuz haberleşme yeteneği* sayesinde diğer insanlarla haberleşebiliyor, istedikleri taktirde onların gördüklerini görüyor, duyduklarını duyuyor, bir bakıma onların içine girebiliyorlar.

Bu gerçekleştiğinde insanlık artık yeni üstün türünü yaratmış olacak. Tıpkı insan vücudunu oluşturan hücreler gibi her insan yeni yapının ortak amacı için hareket edecek. Artık kararları kimin verdiği, patronun kim olduğu tartışılmayacak. Karar mekanizması gerekli kararları üretecek ayrı bir topluluk olacak ve geri kalan topluluk için o kararın tartışılması diye birşey söz konusu olmayacak. Beynin verdiği kararların vücut tarafından yerine getirilmesi gibi herkes o amacı gerçekleştirmek için çalışacak. Diğer yandan nasıl insan vücudunda kalbin durdurulması söz konusu olamıyorsa, yeni yapının karar mekanizması da yapıya zarar verecek kararlar vermeyecek.

İş bu noktaya gelebilirse ki çok da uzak durmuyor benim görüşümce, sonraki gelişmeleri kestirmek oldukça güç. Belki ileride onlardan da bahsedecek kurguya sahip olurum. Şimdilik bu kadar.

Creative Commons License
This work is licensed under a
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 2.5 License.