<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/plusone.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\x3d13199864\x26blogName\x3dH2Osfer\x26publishMode\x3dPUBLISH_MODE_BLOGSPOT\x26navbarType\x3dBLUE\x26layoutType\x3dCLASSIC\x26searchRoot\x3dhttps://hikio.blogspot.com/search\x26blogLocale\x3dtr\x26v\x3d2\x26homepageUrl\x3dhttps://hikio.blogspot.com/\x26vt\x3d-706403378579311251', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Cuma, Haziran 16, 2006

Sevimli Misiniz Nesiniz?


Biraz gecikmeyle de olsa, hiç yazamamaktan iyidir diyerek başlayalım söz verdiğimiz Pinhani yazımıza efendim. 26 Mayıs’ta Hikio beyle birlikte Kemancı’daki performanslarını görüp daha da bir sevdiğimiz yeni -pek de yeni sayılmaz gerçi artık- keşfimiz, güzide grup Pinhani’nin sesinin duyulmasına az da olsa katkımız olsun dedik. Gerçi kendi adıma bir itirafta bulunmam gerekirse eskiden, lise yıllarımda mesela, benim keşfettiğim ve yalnızca benim dinlediğimi zannettiğim bir müzisyeni/grubu başkalarının da sevdiğini görünce bozulurdum içten içe. Ben dahil ne kadar az kişi bilirse o kadar iyi olurmuş gibi gelirdi böyle sanatçıları. Sanki popüler olunca şımarıverecekler, benim için işin büyüsü bozulacak ya da eskisi gibi kalmayacaklar diye düşünürdüm. Tabii azıcık tanınmanın herkesi şımartmadığını, güzel bir şeyler varsa ortada, bunun paylaşılması gerektiğini zamanla anlıyor insan, sonra da ‘ben sevdim, siz de sevin’ diye çorbada tuzu bulunsun istiyor…

Neyse efendim, lafı uzatmayalım, kısaca gruptan bahsedelim. Sinan Kaynakçı ve Zeynep Eylül Üçer adlı iki kuzenin çekirdeğini oluşturduğu gruba, müzikal birikim ve kaliteleri su götürmez iki büyük isim
Akın Eldes ile Cem Aksel eşlik etmiş gitar ile davulda. İlk albümleri İnandığın Masallar Nisan 2006’de piyasaya çıkmış, ve görülen o ki dinleyen, izleyen, gören hemen herkeste aynı izlenimi bırakmış grup: “Bu kadar mı naif, mütevazı, içten olunur? Bu kadar mı derin sözlerle hem huzurlu hem keyifli melodiler birbirini bulur? Bu kadar mı dolu dolu olur bir albüm? Bu kadar mı ha bu kadar mı?!” Öhm. Pardon kaptırdım birden :)

Ama gerçekten de kaptırılmayacak gibi değil. İlk parçadan sonuncuya kadar ister istemez “hangi parça fos çıkacak acaba” önyargısıyla (veya alışkanlık mı demeli?) dinleyen kişiyi utandıran bir albüm. Sözleriyle bir an gülümsetirken hemen arkasından, hatta aynı parça içinde yoksa ağlasam mı hissi uyandıran, boğaz düğümleten ama huzur veren parçalar. Muadili pek çok müzisyen veya grubun içine düştüğü ‘aman da ne acılar çektim, kimse beni anlamıyor, kentliyim sofistikeyim yalnızım depresifim’ söylemlerinin bayağılığına kaçmayan, hatta yanından bile geçmeyen, sadece ve sakince söyleyeceğini söyleyip kenara çekilen bir samimiyet. Albüm kapağına da internet sitesine de imaj kaygısız, aile albümünden çıkarılıp verilmiş gibi mütevazı fotoğraflarını veren iki kuzen. Arkalarında sağlam ve haklı bir Eldes & Aksel desteği. Konserde bile sanki sahnede olmaktan çekinirmişçesine yapılan ufak parça arası konuşmaları... Daha ne denir ki? İnsana zorla ‘Sevimli misiniz nesiniz?’* dedirtiyor kuzenler. Hazır canlı performanstan bahsetmişken dikkatimizi çeken bir iki husustan söz edilebilir belki. Birincisi, ses sisteminden olsa gerek, davulun fazla öne çıkıp vokalin duyulmasını zorlaştırması, ikincisi de yine geri vokalin hemen hemen hiç duyulamaması idi. Hatta keşke geri vokal değil de iki eşit vokal olsa bazı parçaların nakaratlarında da güzelim sözler gümbürtüye gitmese diye düşünerek insanı -en azından bizi- bağıra bağıra eşlik etmeye sevk etti bu durum. Ama bunlar da zaman ve deneyimle olabilecek şeyler neticede.

Son olarak, her ne kadar bütün parçalar ayrı ayrı sevilse de illa ki bir parça ‘benim parçam’ oluyor her dinleyenin içinde sanırım. Şahsım adına “Sen güzel kadın, hiç mi mutlu olmadın / Hiç mi sevmedin, hep mi yarım kaldın / Belki bilmeden bekledin beni / Beni sana kader getirdi” dizelerini feci şekilde üzerime alınıp benim parçam dediğim Gözler Anlatır’ın yine “İçimden geçen senin içinden de geçer mi / Nasıl saklarım seni ne çok sevdiğimi” dizeleriyle de kendiliğinden bizim parçamız oluverdiğini fark etmek pek de bir hoş oldu...

Hikio beye NOT: Eklemek isteyeceğiniz noktalar için yorum ve müdahalenize açığız efenim.

Dipnot* = Bir Yiğit Özgür karikatüründen alıntıdır. Kaynak belirtmeden de edemem.

Creative Commons License
This work is licensed under a
Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 2.5 License.